Kabul edelim ilk yarı kötü bir Fenerbahçe izledik. Gökhan ve Carlos’un olmayışı kanatların her zamanki gibi işlemesini engelledi. Uğur Boral sol kanattaki etkinliğinden uzaktı. Deivid, Önder’i sağ kanatta çok yalnız bıraktı. Kısa, ayağa paslarla rakip ceza sahasına sızan Fenerbahçe’yi Chelsea ceza sahasına pek de yaklaştırmadı. Bir de kendi kalelerine gol atınca oyun Chelsea’nin istediği hali almaya başladı.
Bu yılki Fenerbahçe’nin geçmiş dönemlerden en büyük farkı, geriye düşse de mücadeleyi bırakmaması. Elde ettiği başarılarla yetinmemesi. 2 yıl önce olsa 13. Dakika Chelsea’ye karşı 1-0 yenik düşen Fenerbahçe 2. Golü de 3. Golü de yerdi. Ama artık pes etmemeyi öğrendiler. Kendilerine olan güvenlerini asla kaybetmiyorlar. Belli ki Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmak Onlar için yeterli değil. Tüm futbolcuların yarı finale yükselmeyi akıllarına koymuş olduklarını gördük dün gece.
Fenerbahçe ikinci yarıda daha derli topluydu. Özellikle beraberlik golünü bulduktan sonra kontrolü ellerine geçirdiler diyebiliriz. Çok güzel bir vuruşla Deivid yine golünü attı ve yine takımını galibiyete taşıdı. Zico aksayan sol kanadı Deivid’le takviye ederken, Beşiktaş maçında iyi bir performans gösteren Kazım’ı sağ kanada alarak Fenerbahçe’nin kanatlarının tekrar canlanmasını sağladı. Volkan’ın olağanüstü performansı da eklenince Şampiyonlar Ligi’nin yegane sürprizine imzalar atılmış oldu.
Maç öncesi en büyük korkum Chelsea’nin kontrollü oyunuydu. Sevilla gibi düşüncesizce saldırmıyorlar, defansı her daim sağlam tutuyorlar. Kezman’ın rövaşatasında kalenin içinde kaleci hariç 3 Chelseali futbolcu olması da bunun en güzel örneğiydi dün gece.
Fenerbahçe bir kez daha çok büyük bir başarı elde etti. 2-1’lik galibiyet kesin turu getirir diyemeyiz ama önemli bir avantaj olduğu da inkar edilemez.
Baştan söyleyeyim, bu bir maç yazısı değil. Tatil için gittiğim Fransa'da hem ziyaret hem ticaret kategorisinden izlediğim Fransa-İngiltere maçıyla ilgili anılarımı paylaşmak istedim sadece.
Champs Elysees'e de yürürken maç biletini nereden alacağımızı kendi kendimize sorduğumuz anda Paris Saint Germen'in "Fenerium"unu gördük:) Hemen içeriye girip Fransa İngiltere maçına bilet almak istediğimizi söyledik ama maalesef sadece kendi takımlarının biletini satıyorlarmış. Neyse ki bize yardımcı oldular da biletimizi alabileceğimiz adresi verdiler. 40'ar avroyu bayıldık, biletleri aldık ya dünyanın en mutlu insanı bendim. Artık sabahları kruvasan yesem de olurdu, kapiçino içsem de.
Maçtan yarım saat önce orda olun dediler. 7'de yola koyulduk. Malum Paris demir ağlarla yer altından örülmüş. 1 saat önce gider stadı gezeriz dedik. E güzel kardeşim yarım saat önce orda olun diyosun da metroyla stad arasındaki yarım saatlik yürüme mesafesinden ne diye söz etmiyorsun? Stadı gezme hayallerim suya düştü. Maça 20 dakika kala ancak yerime oturabildim.
3 gün Avrupa'ya gittin de yarım saatlik yürüme mesafesinden şikayet eder mi oldun demeyin. Maç maceramın en güzel kısımlarından biriydi. İngilizlerle Fransızların hep birlikte yürüdükleri, tezahüratlar yaptıkları bu bölümde nasıl kimse birbirini ittirmedi, kimse kimseye sataşmadı anlayabilmiş değilim. Adamlar alenen Fransızlara bağarıyor, bunlardan hiç ses seda yok. Bense damarlarımdaki Türk kanıyla İngilizlerden biri Fenerbahçe'ye laf ederse diye tetikte bekliyorum, hemen orada kafa göz dalıcam:) Yiyorsa Kadıköy'de söyle bunları diycem, o derece hazırım olaya:) Kimsenin Fenerbahçe'yle filan ilgilendiği yoktu. Ben kendi kendime boşuna moda girmişim.
Stadın içine girdiğimde hayranlıkla ağzım da hafif açık kalmış bir şekilde etrafımı seyre daldım. Gerçekten çok ihtişamlı bir stad. Tamamen dolmuştu zaten, çok güzeldi.
Şunu gördüm ki Ribery Fransızlar için tam bir halk kahramanı. Topu ayağına her alışında bütün stad inledi. Anelka'yı da seviyorlar ama bizim kadar değil. Ayrıca Fransız Milli Takımı'nın oyuncusu da olsa Paris Saint Germen'de oynamayan Ligue 1 oyuncuları da ıslıklardan ve yuhalamalardan nasiplerini aldılar. Devid Beckham'a gösterilen sevgiye cidden çok şaşırdım. Beckham oyundan çıkarken Fransızlar da İngilizler kadar coşkuyla alkışladılar. Sanırım bu adamda şeytan tüyü var!
Bu Fransızlar işi bilmiyor arkadaş! Hatırlayınca yine sinirlendim. Koca 90 dakika tek bir tezahüratla geçer mi? O tezahürat da en fazla 1 dakika sürüyor. Biz durur muyuz hiç, hemen başladık "Şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden, İstersen donatalım dört bir yanı bayraklarla lalalalala". Alkışı hakettik tabi :) Utanmasam ayağa kalkmayan İngiliz olsun diyecektim ama abartmayalım dedim kendi kendime. İnsanlar oturarak maç seyrediyor, ben de Paris kazan ben kepçe dolaştığımdan yorgunluktan gebermişim. Avrupalı gibi izledik maçı ne yapalım:P
Hakem bitiş düdüğünü çaldı. 5 dakika içinde tribünde bir kişi bile kalmadı. Çıkışta kalabalıktan dolayı adım adım yürüdük metroya kadar. Bay B.'nin konuyla ilgili yorumu ilginçti: "Bu kadar güzel sarışın kız, yüzlerce erkeğin arasında nasıl böyle rahatça yürüyebiliyorlar?"
Sonuç: Hayatımın en güzel akşamlarından birini yaşadım. Ah bir de Henry olsaydı...